Yoksulun “yemek programı”

TÜİK’e göre Kasım ayında dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 2 bin 517 TL, yoksulluk sınırı ise 8 bin 198 TL. olmuş. Yine TÜİK, işsiz sayısını 4 milyon 110 bin, ümitsiz işsizlerin sayısını ise 1 milyon 336 bin olarak açıklamış. Ancak DİSK-AR’a göre Covit-19 etkisiyle Haziran ayında toplamda 14 milyon 263 bin işsiz var. Bunun anlamı şu; ülkede 14 milyonu aşkın insan aç geziyor ve tabi aileleri de…

Hal böyle olunca da hemen her gün televizyon kanallarında yayınlanan yemek programları açlık işkencesine dönüyor. Düşünün, evinizde çorba kaynatacak paranız yok, ekranda envaiçeşit yemeklerle donatılmış bir sofra karşınıza geliyor. Etrafında birkaç yarışmacı kadın, tabaklardaki yemekleri didikleyip, bir iki lokma alıp beğenmiyor ve bırakıyor. Yoksul sofralarına hiç uğramayan, pek çoğunun tadını bile bilmediği o güzelim yemekler, hayvan barınaklarına gönderilmek üzere mutfak tezgâhının üzerine diziliyor. Tatlılar, hayvanlara verilmeyeceğine göre bir ihtimal çöpe gidiyor. Oysa ki ne de iştah açıcı bir görünümü vardı o tatlının.  Neyse, çoluk çocuk ağzınızın suyu aka aka bakıyorsunuz. Hatta çocuklar “Ben de bundan isterim” diye tutturuyor. Çaresiz kalkıp televizyonu kapatıyorsunuz. Mutfağa yönelip kara kara düşünüyorsunuz; gözünüzün önünde tezgâhın üzerine sıra sıra dizilmiş etler, börekler, çörekler, tatlılar dans ediyor.

Ekranlardaki yemek programları toplumumuzun içine düşürüldüğü durumu ayna gibi yansıtıyor. Görgüsüzlük, hırs, adaletsizlik ve acımasızlığı izlerken; insani duygulara dair çok önemli değerlerin de kaybedildiğini görüyorsunuz.

Tam bir israf zulmü… Müslüman ülkenin bu insanları; “…Yiyin, için fakat israf etmeyin. Allah, israf edenleri sevmez.” (A’raf, 31) ayetini belli ki okumamışlar!

Yemekler hakkında yapılan yorumlara bakılacak olursa da sanki bu kadınlar saraylarda yaşamış; “ejder meyvesi” ve “smoothie” ile beslenmişler. Tatlı kaşığının nereye konulacağı öğrenilmiş ancak birçoğunda okuma yazma yok! Her şey birkaç bin lira parayı kapmak için.

İnsanlar çöplerden yemek toplarken, çocuklar geceleri aç yatarken; bu mükellef sofraların, şık şıkıdım kıyafetlerin, kolları, boyunları süsleyen yığın yığın altınların ve de çöpe atılan yiyeceklerin bir gün hesabının sorulacağı akıllara dahi getirilmiyor.

Bu programlar ile milyarları ceplerine atan yapımcı ve sunucular daha da zenginleşirken, katılımcıların birkaç bin lira kazanmak için düştükleri/ düşürüldükleri zavallı durumlar, insan onuru ile bağdaşmıyor. Adalet duygusundan nasiplenmemiş katılımcılar ne yazık ki sırf kendileri kazansın diye, sunulan yemeklere en acımasız eleştirileri yapmaktan, hatta yalana bile müracaat etmekten hiç sıkılmıyorlar. Yine sırf kendileri kazansın diye sunulan yemeklere düşük puan vermekten çekinmeyen bu kadınlar -ki türbanlısı türbansızı fark etmiyor- kul hakkı yediklerinin farkında bile değiller ya da bilerek umursamıyorlar, yüzleri de kızarmıyor…

İnsanların satın alma güçlerinin bir hayli düştüğü, hatta hiç kalmadığı günümüzde, tüketimi özendirici ve kışkırtıcı yayınlar yapan bu tarz programlar toplumda öfke ve umutsuzluk yaratmaktadır. Halkın, zaten dört bir yandan saldırı altında olan ruh sağlığını korumak için, toplum yararına olmayan bu tarz programlara derhal son verilmelidir. 

 

Tülay Hergünlü – SMMM